"Bulut’a geçelim" cümlesi, 2020 sonrasında neredeyse her IT toplantısında duyulur oldu. Bir kısmı haklı, bir kısmı pazarlama. Türkiye’deki orta ölçekli kurumlar için bu cümlenin arkasındaki matematik, ABD’deki bir startup’tan tamamen farklı çalışıyor.
Bulut’un cazibesi nereden geliyor?
CapEx yerine OpEx, hızlı ölçeklenme, sıfır donanım bakımı, global erişim. Bunlar gerçek faydalar — ve eğer iş yükünüz bu özelliklerden gerçekten yararlanıyorsa, bulut doğru cevaptır.
Ama bir orta ölçekli kurumun günlük iş yükü genellikle sabittir: belirli sayıda çalışan, belirli sayıda ERP işlemi, belirli bir veritabanı büyüklüğü. Ölçeklenme kelimesi pazarlama broşüründe iyidir; fatura geldiğinde değil.
Orta ölçekli kurumun iş yükü elastik değildir. Bulut’un en pahalı özelliğini — anlık ölçeklenmeyi — siz çoğunlukla kullanmazsınız ama hep ödersiniz.
KVKK matematiği
Veri ikametgâhı (data residency) Türk düzenleyici çerçevesinde ciddi bir konu. Belirli veri türleri yurtdışı sunucularda durduğunda sözleşmesel ve operasyonel yük doğuyor. Hyperscaler’ların Türkiye bölgeleri sınırlı, fiyatları ise standart Avrupa bölgesinden çoğu zaman yüksek.
Hibrit aslında ne demek?
- Sıcak veri (sık erişilen, üretim veritabanı, kullanıcı dosyaları) → on-prem ya da yerel veri merkezi.
- Yedek + arşiv → şifreli halde bulut nesne depolama. Birim maliyet uçurum kadar düşük.
- Web önyüzü ve API gateway → bulut. Trafik dalgalı, ölçeklenme gerçek.
- Geliştirme & test → bulut, anlık aç-kapa.
- Kimlik & log altyapısı → on-prem (denetim ve gizlilik için), bulut’a replikasyon.
Üç yıllık TCO’yu hesaplamayan, bulut’a "ucuz" diyemez
Aylık fatura küçük görünür, üç yıl sonra toplam toplandığında — kendi donanımınızı amortize edip bir destek sözleşmesi yapmanın açık ara önüne geçtiği orta ölçekli kurum profilleri var. Her iş yükü bir tablo doldurmadan bulut’a taşınmamalı.
On-prem ölmedi. Sadece artık tek başına yeterli değil. Hibrit, orta ölçekli kurumlar için varsayılan haline geldi — ve doğru tasarlandığında, hem KVKK hem fatura tarafını rahatlatıyor.